ben de!

S.S.S.

manifesto

orji

« Ahmet Hakan’ın iade-i itibarı
Açılalım sıkı sıkı »

temp

[temp]

iktidar ile “kavga”

70′lerde de, 80′lerde de, 90′larda da bu memleketin insanları bir şeylerin kavgasıyla yaşadı. Kavgalı olmak iyidir demiyorum ama insanın “bir kavga”sının olması iyidir. Dinç tutar, yaşama bağlar, sosyal birlik olma yolunda pozitif etkileri vardır. Bir çeşit sivil toplum kuruluşu bildirgesi gibidir ortak kavgalarımız. Kavganın niteliği ve genel geçer dünya konjonktüründeki küresel gerçekliklere olan yakınlığı yahut pozitif ya da negatif uzaklığı da o halkın bilincini göstermekte ciddiye alabileceğimiz bir belirteçtir kanımca. “kavga”nız sizi dünyaya anlatır. Onunla var olursunuz.

2000′ler… (ya da 00′lar belki) umutlarla beklediğimiz millenium’un ilk on yılı geri kaldı. Bilimkurgu camiasının absürt olarak gördüğü her şeyi fırlattığı yıllar bunlar. yıl iki bin …. diye devam ederlerdi. Her şeyin mümkün olabileceği ya da her şeyin farklı olacağı tahayyülünde şüphe olunmayan zamanlar. Uçan otomobiller yakında aramızda olacak olsalar bile yoklar henüz, gezegenler arası seyahatler başlamadı, insan ömrü 200 yılı bulmadı daha, aramızda gezen robotlar da yok. Ama bunlar çok uzak değil yakınlarda bir yerlerde. Uzak olan bir şey var, “kavga”. Bu geçen on yıl bizden “kavga”mızı aldı götürdü sanki. Uğrunda çabalanacak bir şeylerimiz eksik hayatımızda.

2000′lerde bu ülkenin yapısal varlıklarına etkisi en fazla hissedilen oluşumu AKP’dir. Milli görüş doktrini tatmış, yenilikçi, birleştirici, başı dik, sözü kılıç, bıçkın bir iktidar hüviyetine sahip. Ben bu “kavga”nın eksikliğinden onları sorumlu tutma taraftarıyım. Halk kavgasını devleti aliyenin kavgasından çıkarır. Halk bu yüzden destekler demokrasilerde seçebileceği onca partinin içinden birini. Her ne kadar tasvip etmesek de çoğu zaman 90′ların o bunalımlı iktidar savaşlarında da bu vardı. Kimileri sosyal adaletin, kimileri dini hassasiyetlerinin, kimileri ülkülerinin, kimileri milliyetçiliklerinin, kimileri ekonomik tercihlerinin, kimileri otokratik güçlerinin, kimileri başka başka bir şeylerin kavgasındayken, bunları kışkırtan siyasi yapılarla geçirdik o yılları. Elbette ki siyasi partilerimiz kadar sığ değildi “kavga”larımız ve o kadar az sayıda da değildi. Ama en temel olanlarını bir araya getirip partiler yaptılar, eğip büktüler.

Evet, biraz yorulmuş olabilir kavgalarında insanlar. Yıllarca peşinde koştukları ideallerinde bir sonuca ulaşamamak elbette ki kolay değil. Ama “kavga”yı bırakmak, hedefi bırakmaktır.

Şimdi bu toplumun yarısı mevcut iktidarın partizanı  ve destekçisi. Bu teknik açıdan mutluluk verici bir durum. Kavgasız ve istikrarlı bir iktidar bulunamayacak bir nimet. Başı dik, sözünün arkasında, dünyada “biz”de varız diyebilecek, cesur ve aynı zamanda ihtiyatlı bir yönetim her daim isteyeceğimiz idare şekli. Peki, bu mevcut iktidarı destekleyen halkın yarısı ölçütündeki güruhun ortak “kavga”sı ne?  Bunu anlayabilmenin iki yolu var. Birincisi halkı izleyip dillendirdikleri, lanse ettikleri, savaşımın verdikleri yaşam ideallerini birleştirmek; ikincisi iktidarın hedef gösterdiği idealleri sıralamak.

Son iki seçimde süreci (yerel seçimler ve genel seçimler beraberinde) AKP zaferiyle sonuçlandı. İki seçim sonrasında da aynı manzarayı hatırlıyorum. Ki daha önceki seçimlerde karşılaştığımı hatırlamadığım, ya da hatırlayanlarını tanımadığım manzara. Kimse iktidar partisine verdiği oyu dillendiremiyordu. Herkes toplumdaki o iki kişiden birinin kendisi olmadığı görüşünde ısrarcıydı. Kararları ile idealleri arasında tam bir üst üstelik olmasa bile en azından en yakın buldukları parti olarak AKP’yi görmüşlerdi öyleyse. Çünkü ideallerini gerçekleştirebileceğine inandıkları bir yapıyı desteklediklerini dillendirmekten korkabileceklerini veya bundan utanç duyabileceklerini söylemek abes olur. Ama bu destekçi kitle o kadar gizemli ki yaşam ideallerinin ya da kavgalarının ne olduğundan ve belki de  varlığından söz edebilmek bile kolay değil. Hele ki ortak bir idealler birleşimi tezi iyice zora sokar bizi.

Konunun aslı ise mevcut iktidarın empoze ettiği idealin ne olduğu. Aktif siyasi hayatına başladığı günden kısa bir süre sonra tek başına iktidar olma başarısı gösteren bu parti, peşi peşine ikinci iktidar süresinin ikinci yarısını yaşıyor. Yaklaşık on yıllık sürede -yani 2000′lerin başından bu yana- yanımızda yahut yönetimimizde yer alıyor.  Ülkenin geçmişinden temizledikleri ve geleceğine kattıkları birçok unsurlar olabilir ama halen daha her insanın kendini destekçisi addebileceği bir ideali olmadığı kanaatindeyim. Gerek askerle, gerek medya ile, gerek adalet mekanizmasıyla, gerek muhalefetle, gerek dış politikayla, gerek IMF ile, gerek AB ile (gerek …… diye  devam edebileceğimiz o kadar çok şey var ki) sıra dışı ve cesaret edilememiş, daha önceleri karşılaşmadığımız yeniliklere imza atmış olmasının, Ergenekon gibi bir kara deliğin içine dalmış olmasının çekiciliğinin olduğu ise su götürmez bir gerçek. Bilinmezliğin çekiciliği… Dişil çekicilik… Bana göre AKP’nin gücünün varlığı bu çekicilikte. Gizemli, karanlık, hesaplanamaz, kıvrak. Ama bu havai fişekler bitmeden insanlara bir ideal, yaşam için bir “kavga” sunmalılar. İnsanlar huzursuzlanmaya başladılar bile, bir sonraki seçimlerde AKP bu giriştiği büyük işleri başarabilecek bir halk desteği istiyorsa bunu yapmalı. Yoksa bir kara delik olup kendi içine çöker.

Ama daha da vahim olanı; eğer iktidar topluma bir ideal bir “kavga” sunmaz ise ülkesine en büyük zararı vermiş olur. “kavga”sı olmayan milletin yarını olmaz, yaşamı olmaz, kültürü olmaz, dili olmaz. Bunlar olmazsa da biz olmayız.

Aslında hepsi şu sorunun cevabında; kavgaları olan insanlara ne oldu ve bu iktidarın “kavga“sı ne?

Etiketler: 2000, 90lar, akp, ideal, iktidar, kavga

Bu yazı 12 Ocak 2010 tarihinde 04:31 temp tarafından yazılmıştır. Bu yazıya gelecek herhangi bir yorumu RSS 2.0 beslemesinden kolaylıkla görebilir. Eğer ki bir ahkam kesmek, ya da kendi sitenizdetartışmak isterseniz bu bağlantıları kullanabilirsiniz.

[Mürid ol]:
  • Turn this article into a PDF!
  • Print this article!
  • del.icio.us
  • Facebook
  • MySpace
  • Digg
  • StumbleUpon
  • Google Bookmarks
  • Mixx
  • Sphinn
  • blogmarks
  • Blogosphere News
  • FriendFeed
  • Live
  • Technorati
  • Twitter
  • Yahoo! Bookmarks

“iktidar ile “kavga”” yazısına 3 yorum yapıldı

  1. null null diyor ki:
    tarih : 15 Ocak 2010 saat : 00:27

    Katılıyorum, “hatta kavgası olanlara ne oldu?” sorusuna açı getirmek istiyorum.

    Antropolojik olarak kavga ve savaşla yaşamını sürdürmüş bir toplum için, 60-70′li yıllarda kavga, iç-kavga, kardeş kavgasıyken edebiyatı ıslayan, tohumlayan kavganın komutanları, iç kavgayı 2000′lerde kelimelere taşıdı.

    Eskiden camiler, başörtüler, emekçiler için kavga ederdi bu toplum ve edebiyattaki “kavga” kelimesi anlamını burada buldu. Şiirler bunun için yazıldı. Ama ne zamanki “şiir okuyan komutan” kavgayı kelimelere çekti, demokrasi özgürlük vs gibilerinden, edebiyatımız da pek bir romantik oldu değil mi Orhan abi?.

    Yok yahu biz hala birbirimizi yiyiyoruz ama artık bunun için kelime bulamıyoruz? Şairler iş başına..  

    Alıntı Yap

  2. Eren Çakım diyor ki:
    tarih : 22 Ocak 2010 saat : 17:13

    Ben ikinize de katılamıyorum: Hep, birilerinin bize (halka) bir şeyler sunmasından bahsediyor, birileri yüzünden bu haldeyiz diyoruz. Şu anda iktidarda olanlar, 80′de davası olanlardı güyağı. Ama samimi değillerdi, geri kalanlar da samimi değildi. 80 ve 90 sonrası dünya, bu dünyanın getirdikleri, toplumun, çoğunluğun gözünü boyayabildi çünkü onların akıl gözü vardı - aslında o da yoktu ya. Önce -cılıklar sonra -izmler derdimize çare olamadı. Dönüp bir de kendimize bakmalıyız.

    Yani TEKEL işçileri samimi olmadığı gibi - 80′lerde grev fotolarında yüzü gözükenler de samimi değildi.

    Teşhis için hastalığın ne olduğunu tayin etmeliyiz.

    Siz bu söylediklerim hakkında ne dersiniz?  

    Alıntı Yap

  3. temp temp diyor ki:
    tarih : 24 Ocak 2010 saat : 00:40

    Samimiyet yada samimyetsizlik, fayda yahut zarar, biraz süreç meselesidir. yazımı oluştururken ihtilal günlerinin iç savaş benzeri görüntüleri, post-modern darbelerin gayri hukuki yahut demokrasi (her türlü cılkı çıkmış yetersiz uygulama şekillerine rağmen) katliamı yapıları, karşıt gurupların ahlaktan yoksun çatışmalarından bahsetmedim hiç. bunların bize ne kadar fayda sağladığından yahut zararlarının boyutlarından, kimlerin çıkarları doğrultusunda bu kavgaya yumruk salladığından yahut kimlerin bu çatışmalarda hayatlarının karardığından da. benim değinmek istediğim mesele daha çok, kavgasızlaştırılmanın zaman sürecinde bize zarar vermesi korkusunun dile getirilmesi gerektiğine inanmak. apolitik olmak gibi bir konu değil kavgasızlaştırılmak.

    tutunulacak ve yarına uyanmaya bir sebeb oluşturabilecek kavramlarımızın var olmaması durumu beni ürkütüyor biraz.

    “izm”lerimiz ve “cı”larımız ayrımlarını yaşadığımız dönemde de genelde iki kutuplu kavgalar yaşanırdı. bu gün ucundan biraz tutulacaksa eğer demokrasi destekçileri gurubumuz var kendine karşıt oluşturma çabasında olan ve ısrarla bunun için her taşın altında anti demokratik tripler ve tipler arayan. (ki büyük çoğunluğu entellektüel meddahlar gürühudur) işin tuhaf tarafı hiç demokratik olma başarısı gösterememiş bir geçmişimizin varlığında, gözümüzün önünde demokrasi kelimesiyle çelişen kocaman kocaman yapılar dururken gecekondu yapılanması, cılız ve şaibeli, sabun köpüğü olaylarla uğraşılıyor oluşu da ayrı bir kara mizah örneği olacaktır zaman içerisinde. bunun haricinde de kutuplu yada kutupsuz bir kavramsal kavgadan bahsedemeyiz.

    bireysel yaklaşımları ve yapılanmaları kitlesel eylemlere yeğlerim her zaman. bireysel bakışlar istedikleri kadar marjinalite kaygısı gütseler dahi, sonuçta farkında olmaksızın tartışılmaz temel etmenlerde birleşeceklerdir kanımca. yani tepeden inmeci bir dayatmaya herkesin karşı çıkma olasılı var iken, bireysel yaklaşımların muhakkak ki özde bir kesişim kimesi olması kaçınılmazdır demek istiyorum. Ancak bireysel bir kavrayışın da varlığı bir çeşit beslenme alışkanlığı tarafından müdahil olunabilir yapıda ise; bu günkü enformasyon ve medya etkileri gibi. bu durumda kesişim kümesinin sanal gerçeklikle doldurulabilme imkanı doğar. bu gerçek yanılsaması yapı üzerinde iktidarın medya, yönetim ve kolluk kuvvetleri aracılığı ile etkisinin boyutlarının bu denli geniş olması da; kesişim kümesinin doldurulmasında yönetimi sorumluluk sahibi yapar. insanlar kitap okuyarak bilinçlensin diyemezsiniz çinki insanlar televizyon izliyorlar. insanlar kültürel araştırmalarını internetten yapsın diyemezsiniz çünkü facebook kullanıyorlar. ve bunlar kitlesel araçlar.

    öyleyse bireysel varlıktan söz etmenin zor olduğu realitesinden yola çıkarsak, kitlesel yönlendirmelerin ve yönelimlerin varlığından söz etmeliyiz. mevcut iktidarın her iki kişiden birinin desteğiyle var olduğu düşünülür ise, bu kitlesel yönelimde ülke çapındaki en önemli aktördür demek yanıltıcı olmaz. ben bir tepeden inme kavga (kavramsal) anlayışını destekliyor isem yahut olmamasından şikayetçi isem bu sebebtendir. tam tanımlamak gerekirse kavgasızlaştırmanın zararlı olduğunu düşünmemdendir. kavganız yoksa fikriniz yoktur, fikriniz yoksa düşünmüyorsunuzdur, düşünmüyosanız descartes size kızar. bilmem belki de var olamazsınız. evet aslında var olabilmenin eşiğinde yetmişiki milyonluk bir kitleyi ebleh bir gürüh haline çevirmekten korkuyorum.  

    Alıntı Yap

[Ahkam Kes]

Güvenlik Kodu:

Facebook hesabınızı kullanarak da yorum yapıp Facebook'unuzda paylaşabilirsiniz!.

Facebook hesabınla giriş yap!

Facebook

    [Arşiv]

    • 2010 (10 Yazılar)
    • 2009 (50 Yazılar)
    • 2008 (4 Yazılar)
    • 2007 (1 Post)

    [Bayrak Taşıyanlar]

    [Yan Basanlar]

    [Kullanıcı Girişi]

  • Facebook hesabınla giriş yap!

    Facebook
  • [Arama]


  • R


9 9 o r g i e s, RSS Akışı: Yazılar (RSS) / Yorumlar (RSS).